Benim çocukluğumda ortasından tren geçen bir şehirdi izmit..

Mis gibi simit kokardı..

Çınarlı kahvenin oradan caddenin bitiminde ki yol , aşağıya kıvrılan o yolun başından dondurma alırdık..

Ortaokulu ve liseyi fatihte caddesinde ki Imam hatip kız şubesinde okuduk.

Saat kulesine gitmek isterdim hep..

" Peşinize delikanlılar takılır " derdi annem izin vermezdi..

Bu yaşıma geldim iki kere gittim kuleye..

Yemek molalarında denizin kıyısına kaçmaya bayılırdık..

Sonra koşarak okula..

Evimiz mehmet ali paşa da en işlek caddenin kıyısındaydi.

Sokağımız vardi ama araba yolu olduğu icin oynamak mümkün değildi.

Ileri görüşlü babam terasımıza büyük mu büyük demir salıncak yaptırmıştı..

Çeyiz işlerken bile sallanırdık..

Benim asıl çocukluğum büyükannemlerin çıkmaz sokağında geçti.

Evcilik oynayarak dolu dolu..

Çarşıya gitmek ayda yılda birdi ..

Ne kadar mühimdi çarşıya gitmek..

Okul yıllarının en guzel yanıydı,

Pencereden denizin kokusu gelirdi..

Benim kalemim deniz kokusunu duyunca kalkar şiir yazardı..

Türküler dilden düşmezdi.

Maniler, koşmalar..

Saç örgütündeki itina kız çocuğunun etiketiydi adetâ

Müzeyyen teyzem çok ilgilenirdi benimle..

Binbir çeşit örgü modeli örerdi.

Başörtümü gevşek bağlardım,

Örgüm okula gelmeden bozulmasın diye ha gayret..

O gün yazılımız, sözlümüz yoksa öğlen uzun teneffüste çarşıya çıkardık.

Kartpostal alırdık, bakır saç tokaları, gümüş halhallar..

Aydın parfümeri den ufak avuç içi kadar kutularda mobil parfümler..

Ayakkabıcıları gezmeye bayılırdık..

O zamanlar ayakkabı bayramdan bayrama alınırdı..

Birde gelinlikçi vitrinleri seyretmek ne güzeldi .

Aynı gelinliği beğenince bozulurduk arkadaşlarla .

Aaa onu ben giyeceğim..

Sen de şunu giymelisin derdik..

Ne kadarda kaptırırmışız kendimizi hülyamızın ritmine..

Mobidikte döner yerdik.

Ufak tefekiz diye arada yediğimiz dönerin ücretini ödeyenler olurdu.

Bende direk savunma ;

Biz fakir değiliz, babamın apartmanı var !

Bir keresinde yine bir beyefendi ödemek istedi yemek ücretimizi,

Ben yine biz fakir değiliz, benim param var deyince

Yanıma geldi sevdi beni,

O halde bu paraya başka öğrencinin ödemesini al dedi.

Uzun uzun baktı bana..

Yollarda çukurlar olurdu , kendi kendine dölek tutardım.

Arabanın tekeri çukura girerse dileğim kabul olacak, girmezse olmayacak diye..

O yıllarda yol çukurları gazetede haber olurdu, okurduk

O zamanlar münazara, bilgi, şiir, kuran yarışmaları, resim yarışmaları olurdu

Kuran i Kerim de üçüncü olmuştum

Teniste ikinci..

Münazara da ikinci..

Bilgi yarışmasında grupça kazanmıştık bir keresinde..

Münazara dan bizim kaybetmemiz mümkün mü..

Yağmurlar daha sık ve daha uzun yağardı.

Kapalı olurdu hava günlerce..

Çok şimşek çakardı..

O zamanlar böyle yapay bulut gezmezdi tepemizde,

Sularımız cok kesilirdi..

Haftasonları caminin şadırvanından su taşırdık eve.

Annem suya erkek kardeşlerimi gönderirdi daha çok.

Izmitim.. pişmaniye kokusu nasıl güzeldi.

Ellerimize sinerdi..

O yıllarda büyüklere otobüste evde düğünde yada başka cemiyetlerde yer vermek için yarışırdık..

Yorgun olmak ayıptı. Zaten yorgun düşmezdik..

Selpak mendilimizi sürekli abdestinden ıslatır ayakkabılarımızı silerdik.

Hemen her gun ayakkabmızı boyamadan okula gitmezdik.

Rahmetli babam cok kontrol ederdi ayakkabı ve üst baş temizliğimizi..

Okul jilemi teyzem dikerdi her yıl. .

Sağolsun özene bezene..

Teyze tabiii.

O zamanlar sevdikleriniz asker yakınlarımız ile ne çok mektuplaşirdik.

Ptt de mektup sırasında beklerken derse geç kalmamak icin gözüm kolumdaki saatimde olurdu.

Avlulu ev çoktuo zamanlar..

Neredeyse her evin önünde bahçesi ,

Her bahçede de gül vardi sarmaşık gül..

O güzel halın ile nerelere kayboldun izmitim.

Birbirimize, öğretmenlerimize gül getirmek ne kadarda bahtiyar ederdi bizi..

Sonbaharda yaprak toprak kuruyan yapraklara kalp çizerdik..

Kitap ayracimiz olurdu çiçek kurularımız.

Ve gül yapraklarını tükürüğüm ıle yanaklarıma yapıştırır öyle uyutdum gece..

Sabah ta kokusu yanağıma sinmişmi diye test ederdim

Siinmişse yüzümü yıkamaya kıyamazdım..

Sinmemişse yikardim ancak.

Fazlı abinin kitapçı dükkanı vardi, Hikmet kitapevi .

Yanından geçip uğramamak mümkün mü...

Ali Şeriatı, Necip Fazil, Sezai Karakoç, Erdem beyazıt, Cemil Meriç, Cahit zarifoğlu gibi yazarların kitaplarını takip eder ilk seride alırdım.

Kendimce denemeler yazar milli gazeteye yollardım.

Sayısını bilemeyeceğim kadar deneme ve şiirim yayınlanırdı Milli Gazete de..

Cahit Zarifoğlu nun vefatından kışa birsüre sonra onun için yazdığım Cahit Ağabey şiirim ikinci sayfada. Merhum Cahit Zarifoğlu üstadın fotoğrafı ile yayınlandığı gün hem ağlamış hemde mutlu olmustum.

Ne kadar dolu dolu geçiyormuş günlerimiz..

Çocukluğumun izmiti ne kadar çok güzeldin..

Izmitin çocuğu olmak ne kadarda güzeldi..

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.